From the monthly archives:

June 2009

Thumbnail image for Sinyal

Sinyal

24.06.2009

Bir çok kısa romanlara, bir de çok uzun romanlara karşı bir zaafım var. Yazarlarını kıskanıyorum. Standart bir roman 250-300 bin kelime uzunluğundadır diyelim. Arada sırada yazarın biri çıkıyor ve kendinden o kadar emin, kalemine de o kadar hakim oluyor ki, anlatmak istediği her şeyi 80 bin kelimeye sığdırabiliyor. Ya da tam tersi, 1500. sayfaya geldiğinde kelimeleri saymaktan artık çoktan vazgeçmiş oluyor, ama yine de bir an için bile durup “yahu ne yapıyorum ben?” diye tereddüte kapılmıyor. Böyle yazarların yaptıkları bir tür teknik güç gösterisi benim gözümde, ve eğer yüzlerine gözlerine bulaştırmazlarsa farklı bir konuma yükseliyorlar. Çok kısa ve çok uzun romanlar, alelade romanlara kıyasla daha farklı bir iz bırakıyor okuyucunun kafasında. Ya da benim kafamda…

Son zamanlarda çok beğendiğim ve aklımdan hiç çıkmayan iki kısa roman vardı: Ian McEwan’dan On Chesil Beach (Türkçesi: Sahilde, bkz. şu yazı) ve Gregoire Bouillier’den The Mystery Guest (Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum). Bu ay listeye üçüncüsünü ekledim: Ron Carlson’dan The Signal.

(Devamı...)
Thumbnail image for Kış uykusundan uyanma sendromu

Kış uykusundan uyanma sendromu

03.06.2009

Ayılar ve kakırcalar (evet böyle talihsiz isimli bir hayvan varmış), kirpiler ve köstebekler, dağsıçanları ve yarasalar kış uykusuna yatarlar. Bir de romanlarını bitirmeye çalışan yazarlar kış uykusuna yatarlar.

Yazıya güzel bir giriş olsun diye böyle dediğime bakmayın, aslında çok da doğru bir benzetme sayılmaz bu. Doğrusu isterseniz, kış uykusuna yatanlar yazarlar değildir. Onlar romanlarının son otuz sayfasıyla cebelleşirken uykusuz geceler geçirirler, bir yandan da etraflarında gündelik hayata dair ne var ne yoksa herşeyin kış uykusuna yatmasını dilerler. (Ve eğer teknik ayrıntılara gireceksek, aslında ayılarınki de tam anlamıyla kış uykusu sayılmamaktadır, ama bu tür biyolojik bir ayrıntıların bu yazıyla alakası yok.)

(Devamı...)