From the category archives:

BLOG

Thumbnail image for 2666′dan Sonra (2)

2666′dan Sonra (2)

24.12.2009

Klasik bir Bolano romanından bekleyeceğimiz her şey var 2666′da. İlk olarak, kayıp yazarlar ve dedektif gibi iz süren edebiyatçılar var. Bir görünüp bir kaybolan, bir daha da ortaya çıkmayan yüzlerce karakter var. Birbirinin içine giren ve çoğu zaman hiçbir yere varmayan öyküler var. Bol miktarda seks ve insanın tüylerini diken diken edecek dozda şiddet var. Sanat tarihine, dünya tarihine, felsefeye ve popüler kültüre son derece eğlenceli göndermeler var. Arka planda ise olabildiğince karanlık ve bir o kadar da eğlenceli bir mizah var. Tarantino’nun bütün senaryoları Borges tarafından birleştirilip yeniden yazılsa ve Lynch tarafından çekilse, ortaya çıkacak film, sanırım insanın üzerinde bu kitabın yarattığı etkiyi yaratırdı.

(Devamı...)
Thumbnail image for 2666′dan Sonra (1)

2666′dan Sonra (1)

03.12.2009

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda niyetim, altı aydır okumakta olduğum, bir ara bunalıma girip bırakmak istediğim ama bir türlü elimden düşüremediğim, sonunda geçenlerde bitirdiğim, bitirdiğimde beni de bitirmiş olan, hem bitirmiş hem de bir şekilde yenilemiş olan Roberto Bolano’nun 2666 isimli romanını anlatmaktı. Daha ilk satırı kafamda evirip çevirirken anladım ki, böyle koskocaman bir romanı kısaca anlatmayı becerebilmem mümkün değil. Neyse ki, buraya yazarken ekonomik davranmam şart değil. Kendimi kasmam da gerekmiyor. Dolayısıyla, niyetlendiğimden daha uzun ve büyük olasılıkla birkaç bölümlük bir yazı olacak bu, baştan söyleyeyim.

(Devamı...)
Thumbnail image for Sinyal

Sinyal

24.06.2009

Bir çok kısa romanlara, bir de çok uzun romanlara karşı bir zaafım var. Yazarlarını kıskanıyorum. Standart bir roman 250-300 bin kelime uzunluğundadır diyelim. Arada sırada yazarın biri çıkıyor ve kendinden o kadar emin, kalemine de o kadar hakim oluyor ki, anlatmak istediği her şeyi 80 bin kelimeye sığdırabiliyor. Ya da tam tersi, 1500. sayfaya geldiğinde kelimeleri saymaktan artık çoktan vazgeçmiş oluyor, ama yine de bir an için bile durup “yahu ne yapıyorum ben?” diye tereddüte kapılmıyor. Böyle yazarların yaptıkları bir tür teknik güç gösterisi benim gözümde, ve eğer yüzlerine gözlerine bulaştırmazlarsa farklı bir konuma yükseliyorlar. Çok kısa ve çok uzun romanlar, alelade romanlara kıyasla daha farklı bir iz bırakıyor okuyucunun kafasında. Ya da benim kafamda…

Son zamanlarda çok beğendiğim ve aklımdan hiç çıkmayan iki kısa roman vardı: Ian McEwan’dan On Chesil Beach (Türkçesi: Sahilde, bkz. şu yazı) ve Gregoire Bouillier’den The Mystery Guest (Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum). Bu ay listeye üçüncüsünü ekledim: Ron Carlson’dan The Signal.

(Devamı...)
Thumbnail image for Kış uykusundan uyanma sendromu

Kış uykusundan uyanma sendromu

03.06.2009

Ayılar ve kakırcalar (evet böyle talihsiz isimli bir hayvan varmış), kirpiler ve köstebekler, dağsıçanları ve yarasalar kış uykusuna yatarlar. Bir de romanlarını bitirmeye çalışan yazarlar kış uykusuna yatarlar.

Yazıya güzel bir giriş olsun diye böyle dediğime bakmayın, aslında çok da doğru bir benzetme sayılmaz bu. Doğrusu isterseniz, kış uykusuna yatanlar yazarlar değildir. Onlar romanlarının son otuz sayfasıyla cebelleşirken uykusuz geceler geçirirler, bir yandan da etraflarında gündelik hayata dair ne var ne yoksa herşeyin kış uykusuna yatmasını dilerler. (Ve eğer teknik ayrıntılara gireceksek, aslında ayılarınki de tam anlamıyla kış uykusu sayılmamaktadır, ama bu tür biyolojik bir ayrıntıların bu yazıyla alakası yok.)

(Devamı...)
Thumbnail image for Sahilde (On Chesil Beach) – Ian McEwan, ya da Nasıl Mimlendim

Sahilde (On Chesil Beach) – Ian McEwan, ya da Nasıl Mimlendim

03.06.2008

(…) Aylar geçti. İkinci roman basıldı, heyecanı geçti, üçüncü romana başladım. Geçenlerde durup şöyle bir baktığımda, tahmin ettiğimden en az üç kat daha uzun bir roman yazmakta olduğumu farkettim. Oyuncaklı, yanardöner kurgulardan henüz vazgeçemediğimi farkettim. Üstüne üstlük, anlattığımın bir aşk öyküsü olduğuna bile emin olamadım.

Nerede yolumu şaşırdığımı düşünürken Sahilde’yi bir defa daha okumaya niyetlendim, bu mimlenme hadisesi de vesile oldu. Okunmayı bekleyen bir sürü kitabı, yazılmakta olan romanı, ve arada sırada ilgilenmem gereken öteki işlerimi bir kenara bıraktım. Meraklı okuyucu değil de çömez yazar gözüyle okudum bu sefer.

(Devamı...)