<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hikmethukumenoglu.com &#187; BLOG</title>
	<atom:link href="http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/category/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikmethukumenoglu.com</link>
	<description>Yazı, müzik ve arada sırada başka şeyler...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 May 2010 11:20:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Haberler ve Reklamlar</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/haberler-ve-reklamlar/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/haberler-ve-reklamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 22:42:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[47 Numaralı Kamara’yı okurken aklıma yıllar önce okuduğum bir hikâye geldi: Buda öğrencilerine bir gün tüm gerçekliğin rüyadan oluşabileceğini söylemiş. Bunun üzerine öğrencilerden biri, “kimin rüyası?” diye sormuş. Buda “Kim uyanırsa” yanıtını vermiş. Bu romanın okuru da benzer bir soruyu romanın sonuna dek aklından çıkartamıyor. Kim bu romanın yazarı? Kimin hikâyesi anlatılıyor? Yoksa öyküler gibi karakterler de mi birbirlerinin içinde yer alıyorlar? Hükümenoğlu’nun yarattığı labirentler zorlayıcı değil, karakterlerin iç dünyalarına, geçmişlerine, çocukluk günlerine götürdüğü için, onları tanımak adına önemli. Başka deyişle, kurgunun dehlizlerine girdikçe okur kaybolmuyor, aksine daha net görüyor. Karakterleri tanıdıkça anlatının kimin anlatısı olduğunu anlıyor. (Asuman Kafaoğlu-Büke, Radikal Kitap, 12/03/2010)]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/haberler-ve-reklamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2666&#8242;dan Sonra (2)</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-2/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 22:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Klasik bir Bolano romanından bekleyeceğimiz her şey var 2666'da. İlk olarak, kayıp yazarlar ve dedektif gibi iz süren edebiyatçılar var. Bir görünüp bir kaybolan, bir daha da ortaya çıkmayan yüzlerce karakter var. Birbirinin içine giren ve çoğu zaman hiçbir yere varmayan öyküler var. Bol miktarda seks ve insanın tüylerini diken diken edecek dozda şiddet var. Sanat tarihine, dünya tarihine, felsefeye ve popüler kültüre son derece eğlenceli göndermeler var. Arka planda ise olabildiğince karanlık ve bir o kadar da eğlenceli bir mizah var.  Tarantino'nun bütün senaryoları Borges tarafından birleştirilip yeniden yazılsa ve Lynch tarafından çekilse, ortaya çıkacak film, sanırım insanın üzerinde bu kitabın yarattığı etkiyi yaratırdı.]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2666&#8242;dan Sonra (1)</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-1/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 20:58:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=410</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıyı yazmaya oturduğumda niyetim, altı aydır okumakta olduğum, bir ara bunalıma girip bırakmak istediğim ama bir türlü elimden düşüremediğim, sonunda geçenlerde bitirdiğim, bitirdiğimde beni de bitirmiş olan, hem bitirmiş hem de bir şekilde yenilemiş olan Roberto Bolano'nun 2666 isimli romanını anlatmaktı. Daha ilk satırı kafamda evirip çevirirken anladım ki, böyle koskocaman bir romanı kısaca anlatmayı becerebilmem mümkün değil. Neyse ki, buraya yazarken ekonomik davranmam şart değil. Kendimi kasmam da gerekmiyor. Dolayısıyla, niyetlendiğimden daha uzun ve büyük olasılıkla birkaç bölümlük bir yazı olacak bu, baştan söyleyeyim.]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/2666dan-sonra-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinyal</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sinyal/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sinyal/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 19:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=399</guid>
		<description><![CDATA[Bir çok kısa romanlara, bir de çok uzun romanlara karşı bir zaafım var. Yazarlarını kıskanıyorum. Standart bir roman 250-300 bin kelime uzunluğundadır diyelim. Arada sırada yazarın biri çıkıyor ve kendinden o kadar emin, kalemine de o kadar hakim oluyor ki, anlatmak istediği her şeyi 80 bin kelimeye sığdırabiliyor. Ya da tam tersi, 1500. sayfaya geldiğinde kelimeleri saymaktan artık çoktan vazgeçmiş oluyor, ama yine de bir an için bile durup “yahu ne yapıyorum ben?” diye tereddüte kapılmıyor. Böyle yazarların yaptıkları bir tür teknik güç gösterisi benim gözümde, ve eğer yüzlerine gözlerine bulaştırmazlarsa farklı bir konuma yükseliyorlar. Çok kısa ve çok uzun romanlar, alelade romanlara kıyasla daha farklı bir iz bırakıyor okuyucunun kafasında. Ya da benim kafamda...

Son zamanlarda çok beğendiğim ve aklımdan hiç çıkmayan iki kısa roman vardı: Ian McEwan’dan On Chesil Beach (Türkçesi: Sahilde, bkz. şu yazı) ve Gregoire Bouillier’den The Mystery Guest (Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum). Bu ay listeye üçüncüsünü ekledim: Ron Carlson’dan The Signal.]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sinyal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış uykusundan uyanma sendromu</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kis-uykusundan-uyanma-sendromu/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kis-uykusundan-uyanma-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 19:54:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[Ayılar ve kakırcalar (evet böyle talihsiz isimli bir hayvan varmış), kirpiler ve köstebekler, dağsıçanları ve yarasalar kış uykusuna yatarlar. Bir de romanlarını bitirmeye çalışan yazarlar kış uykusuna yatarlar.

Yazıya güzel bir giriş olsun diye böyle dediğime bakmayın, aslında çok da doğru bir benzetme sayılmaz bu. Doğrusu isterseniz, kış uykusuna yatanlar yazarlar değildir. Onlar romanlarının son otuz sayfasıyla cebelleşirken uykusuz geceler geçirirler, bir yandan da etraflarında gündelik hayata dair ne var ne yoksa herşeyin kış uykusuna yatmasını dilerler. (Ve eğer teknik ayrıntılara gireceksek, aslında ayılarınki de tam anlamıyla kış uykusu sayılmamaktadır, ama bu tür biyolojik bir ayrıntıların bu yazıyla alakası yok.)]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kis-uykusundan-uyanma-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahilde (On Chesil Beach) &#8211; Ian McEwan, ya da Nasıl Mimlendim</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sahilde/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sahilde/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 13:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[(...) Aylar geçti. İkinci roman basıldı, heyecanı geçti, üçüncü romana başladım. Geçenlerde durup şöyle bir baktığımda, tahmin ettiğimden en az üç kat daha uzun bir roman yazmakta olduğumu farkettim. Oyuncaklı, yanardöner kurgulardan henüz vazgeçemediğimi farkettim. Üstüne üstlük, anlattığımın bir aşk öyküsü olduğuna bile emin olamadım. 

Nerede yolumu şaşırdığımı düşünürken Sahilde’yi bir defa daha okumaya niyetlendim, bu mimlenme hadisesi de vesile oldu. Okunmayı bekleyen bir sürü kitabı, yazılmakta olan romanı, ve arada sırada ilgilenmem gereken öteki işlerimi bir kenara bıraktım. Meraklı okuyucu değil de çömez yazar gözüyle okudum bu sefer. ]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/sahilde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikmet&#8217;in klasik müzik tarihçesi</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/hikmetin-klasik-muzik-tarihcesi/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/hikmetin-klasik-muzik-tarihcesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2008 13:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[(...) Çok çok eskidendi. İlk nesil walkman’ler henüz yeni piyasaya çıkmıştı ve babam bir iş gezisi dönüşü bana bir tane getirmişti. Tuğla büyüklüğünde, turuncu süngerli kulaklıkları olan şahane bir aletti. Walkman’imi o kadar sevmiştim ki sabah uyanır uyanmaz kulağıma takıyor, gece uykuya dalana kadar çıkarmıyordum. Ancak şöyle bir sorun vardı: Babam bana walkman’i verdiğinde tatildeydik (sanırım Erdek’deydik) ve yanımdaki tek kaset, aletin içinden çıkan, her yüzüne yirmi dakikalık tek bir parça kaydedilmiş tanıtım kasetiydi. Ön yüzünde Grieg'in piyano konçertosunun ilk bölümü vardı. Arka yüzünde ne vardı hatırlamıyorum, çünkü Grieg'i o kadar sevmiştim ki kasetin arkasını çevirmedim. Defalarca dinleye dinleye bütün notaları ezberlemiştim ve kaseti her başa sarışta piller bitecek diye huzursuz olurdum. ]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/hikmetin-klasik-muzik-tarihcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bayan E</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/bayan-e/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/bayan-e/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2008 13:29:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[(...) Genelde saat onikiye yaklaştığında, herkes uyumaya hazırlandığında geliyor. Her gece bir kadeh şarap ikram ediyorum ona. Aslında Bayan E şarap içecek bir kadın değil ama o kadar kibar ki hiç şikayet etmiyor. Yumuşacık gözleriyle gülümsediğinde bile şarap kadehinin elinde biraz tuhaf durduğunu farketmemek mümkün değil. Ne ikram etmem lazım bir türlü karar veremiyorum. Viski olabilir diye düşünüyorum, daha doğrusu brandy, hatta yanında bir fincan acı kahve, ama bir türlü karar veremiyorum. O geldiğinde beynimin içi yumuşuyor sanki, dalıp gidiyorum.]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/bayan-e/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Defterler ve kalemler</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/defterler-ve-kalemler/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/defterler-ve-kalemler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 13:24:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[(...) Kullanılan kağıdın ve kalemin maddi değeri, romanın edebi değeriyle ve içeriğiyle hiç alakalı değildir. Aralarındaki ilişki sadece yazarın ruhsal saplantılarından kaynaklanan duygusal bir ilişkidir. Mesela ucuz bir tükenmez kalemle çizgisiz dosya kağıtlarına yazılmış bir roman, el yapımı kağıtlara leylak renkli mürekkeple yazılmış bir romandan daha iyi olacak diye bir kural yoktur (ama bir ihtimal daha uzun olabilir). Saplantılı yazarlar çoğunlukla yazacakları romana uygun kağıt ve kalem seçmek yerine, sevdikleri kağıda ve kaleme uygun bir roman yazmayı tercih ederler. ]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/defterler-ve-kalemler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Küçük Yalanlar Kitabı&#8221; çıktı</title>
		<link>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kucuk-yalanlar-kitabi-cikti/</link>
		<comments>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kucuk-yalanlar-kitabi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Sep 2007 13:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hikmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikmethukumenoglu.com/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[Aslında baskıdan çıktı demek daha doğru olur şimdilik. Beyoğlu&#8217;ndaki kitapçılara sanırım birkaç günde ulaşıyor ama D&#38;R&#8217;lara, Remzi&#8217;lere vs. gelmesi iki üç haftayı bulabiliyor.
Uzun lafın kısası, bir buçuk yıllık yazma süreci ve altı aylık düzeltme, redaksiyon, kapak hazırlıkları, bekleme vs. gibi hazırlıklardan sonra ikinci romanım çıktı&#8230;
Konusu ne, türü ne, gibi sorulara cevap vermeyi bir türlü beceremediğim [...]]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.hikmethukumenoglu.com/index.php/blog/kucuk-yalanlar-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
