From the category archives:

BLOG

Thumbnail image for Yeni roman hakkında son dedikodular (1)

Yeni roman hakkında son dedikodular (1)

06.06.2011

Yeni roman ve ben, bütün gücümüzle birbirimizle güreşmekteyiz. Üçte ikisi bitti. Daha doğrusu, ilk taslağın çalakalem yazılmış üçte ikilik kısmı bitti. Öykünün sonunu yazmaya henüz hazır olmadığımı farkedince ince inşaat işlerine girişmeye karar verdim. Önümüzdeki günlerde yazdıklarımın büyük bir kısmı çöpe gidecek, boşlukları doldurmak için yeni bölümler eklenecek, bazı olayların sırası değiştirilecek, gereksiz karakterler birleştirilip [...]

(Devamı...)
Thumbnail image for Haberler ve Reklamlar

Haberler ve Reklamlar

12.04.2010

47 Numaralı Kamara’yı okurken aklıma yıllar önce okuduğum bir hikâye geldi: Buda öğrencilerine bir gün tüm gerçekliğin rüyadan oluşabileceğini söylemiş. Bunun üzerine öğrencilerden biri, “kimin rüyası?” diye sormuş. Buda “Kim uyanırsa” yanıtını vermiş. Bu romanın okuru da benzer bir soruyu romanın sonuna dek aklından çıkartamıyor. Kim bu romanın yazarı? Kimin hikâyesi anlatılıyor? Yoksa öyküler gibi karakterler de mi birbirlerinin içinde yer alıyorlar? Hükümenoğlu’nun yarattığı labirentler zorlayıcı değil, karakterlerin iç dünyalarına, geçmişlerine, çocukluk günlerine götürdüğü için, onları tanımak adına önemli. Başka deyişle, kurgunun dehlizlerine girdikçe okur kaybolmuyor, aksine daha net görüyor. Karakterleri tanıdıkça anlatının kimin anlatısı olduğunu anlıyor. (Asuman Kafaoğlu-Büke, Radikal Kitap, 12/03/2010)

(Devamı...)
Thumbnail image for 2666′dan Sonra (2)

2666′dan Sonra (2)

24.12.2009

Klasik bir Bolano romanından bekleyeceğimiz her şey var 2666′da. İlk olarak, kayıp yazarlar ve dedektif gibi iz süren edebiyatçılar var. Bir görünüp bir kaybolan, bir daha da ortaya çıkmayan yüzlerce karakter var. Birbirinin içine giren ve çoğu zaman hiçbir yere varmayan öyküler var. Bol miktarda seks ve insanın tüylerini diken diken edecek dozda şiddet var. Sanat tarihine, dünya tarihine, felsefeye ve popüler kültüre son derece eğlenceli göndermeler var. Arka planda ise olabildiğince karanlık ve bir o kadar da eğlenceli bir mizah var. Tarantino’nun bütün senaryoları Borges tarafından birleştirilip yeniden yazılsa ve Lynch tarafından çekilse, ortaya çıkacak film, sanırım insanın üzerinde bu kitabın yarattığı etkiyi yaratırdı.

(Devamı...)
Thumbnail image for 2666′dan Sonra (1)

2666′dan Sonra (1)

03.12.2009

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda niyetim, altı aydır okumakta olduğum, bir ara bunalıma girip bırakmak istediğim ama bir türlü elimden düşüremediğim, sonunda geçenlerde bitirdiğim, bitirdiğimde beni de bitirmiş olan, hem bitirmiş hem de bir şekilde yenilemiş olan Roberto Bolano’nun 2666 isimli romanını anlatmaktı. Daha ilk satırı kafamda evirip çevirirken anladım ki, böyle koskocaman bir romanı kısaca anlatmayı becerebilmem mümkün değil. Neyse ki, buraya yazarken ekonomik davranmam şart değil. Kendimi kasmam da gerekmiyor. Dolayısıyla, niyetlendiğimden daha uzun ve büyük olasılıkla birkaç bölümlük bir yazı olacak bu, baştan söyleyeyim.

(Devamı...)
Thumbnail image for Sinyal

Sinyal

24.06.2009

Bir çok kısa romanlara, bir de çok uzun romanlara karşı bir zaafım var. Yazarlarını kıskanıyorum. Standart bir roman 250-300 bin kelime uzunluğundadır diyelim. Arada sırada yazarın biri çıkıyor ve kendinden o kadar emin, kalemine de o kadar hakim oluyor ki, anlatmak istediği her şeyi 80 bin kelimeye sığdırabiliyor. Ya da tam tersi, 1500. sayfaya geldiğinde kelimeleri saymaktan artık çoktan vazgeçmiş oluyor, ama yine de bir an için bile durup “yahu ne yapıyorum ben?” diye tereddüte kapılmıyor. Böyle yazarların yaptıkları bir tür teknik güç gösterisi benim gözümde, ve eğer yüzlerine gözlerine bulaştırmazlarsa farklı bir konuma yükseliyorlar. Çok kısa ve çok uzun romanlar, alelade romanlara kıyasla daha farklı bir iz bırakıyor okuyucunun kafasında. Ya da benim kafamda…

Son zamanlarda çok beğendiğim ve aklımdan hiç çıkmayan iki kısa roman vardı: Ian McEwan’dan On Chesil Beach (Türkçesi: Sahilde, bkz. şu yazı) ve Gregoire Bouillier’den The Mystery Guest (Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum). Bu ay listeye üçüncüsünü ekledim: Ron Carlson’dan The Signal.

(Devamı...)