Kar Kuyusu Romanında Anne-Çocuk İlişkisi

Yazan: Işıl Emir

Belki de oğlumun hastalıklarının en azından bir kısmının müsebbibi annesiydi. Hatta, artık öyle olduğuna emindim. Kendi gözlerimle Melike’nin Nuri’yi yediklerini kusmaya zorlamasına şahit olmuştum. Kendi gözlerimle başına bir naylon torba geçirip onu nefessiz bırakmasına şahit olmuştum. Bütün bunları beni elinde tutmak ve kaçıp gitmeme mani olmak için yapıyordu. (Kar Kuyusu, 247)

Hükümenoğlu, dışarıdan her şeyin farklı göründüğü bir hayatın içine girip o hayatı bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor ilk romanında. Munchausen’s by proxy hastası bir anne ve oğlu arasındaki akıl almaz ilişki bütün aile bireylerini büyük bir karmaşaya sürükler ve bu karmaşada çocuğun hayatı ve karakteri annenin hastalığıyla şekillenir.

Bu yazıda Hikmet Hükümenoğlu’nun ilk romanı olan ve eleştirmenler tarafından korku türü içerisinde değerlendirilen Kar Kuyusu’ndaki anne-oğul ilişkisi psikanalitik açıdan tartışılacak, annenin kişilik bozukluğunun ne türde olduğu ve bu bozukluğun çocuğu nasıl etkilediği açıklanmaya çalışılacaktır.

Kar Kuyusu’nda olaylar, eskiden beri babası ve annesi tarafından yaptıkları beğenilmeyen dul ve yalnız bir kadın olan Nur’un, Beyoğlu’nda babasından kalan eski bir yere takı dükkanı açmasıyla başlar. Nur, aynı mahallede “Arka Pencere” adlı kafenin ortaklarından Tibet’e karşı ilgi duymaktadır ve aralarında gelgitli bir ilişki vardır. Tibet aslında kısırdır ve bu yüzden daha önceki ilişkilerinde sevgililerinin evlilik düşünmesi nedeniyle hep terkedilmiştir. Nur’la olan ilişkisinde de aynı şeyi yaşayacağını düşünür ve Nur’dan uzak durmak ister. Nur’un hayatında Tibet’ten başka ara sıra konuşup dertleştiği Berna adında bir de arkadaşı vardır. Aklında ise her hata yapışında babası ve annesinin ona yüklediği suçlayıcı düşünceler yer almaktadır.

Bir gün Melike Berdanoğlu isimli yaşlı bir kadın, Nur’un yeni dükkanına hayırlı olsun demek için gelir. Melike Hanım, Nur’un dükkanının bulunduğu apartmanda oturan tek kişidir. Ayrıca apartmanın en üst katındaki dairenin de sahibidir, orayı yıllardır kiraya vermemiştir. Kocasını beş sene önce kaybetmiştir. Melike Hanım, Nur’u geceleri pek fazla dışarıda dolaşmaması konusunda uyarıp, hava kararmadan eve gitmesini söyler ve kaygı içinde Nur’un yanından ayrılır. Eczacı Saadet Hanım da aynı şekilde mahallenin geceleri pek tekin olmadığı konusunda Nur’u uyarır. Ayrıca Melike Hanım’ın hasta oğlunun köpeği Kara ile birlikte geceleri dışarda gezdiğini ve herkesi korkuttuğunu söyler. Mahalledeki söylentilere göre Melike Hanım’ın oğlu Nuri, bebekliğinden beri nefes alıp vermekte güçlük çeker ve hiçbir şey yiyemez. Gitmedikleri doktor kalmaz fakat bu hastalığın teşhisi konulamaz. Melike Hanım, oğluna söz geçiremez ve çevresindekilere bütün hayatını ona adamış bir anne tablosu çizer. Nuri, kimle konuşsa, kime baksa başına felaket gelir. Bu anlatılanlardan sonra Nur, birkaç kez geceleri Nuri ve köpeğiyle karşılaşır. Köpek çok korkunçtur ve Nur hızlı adımlarla eve ulaşmaya çalışırken arkasına bakmamakta inat eder ve olabildiğince hızlanır ve bir şey olmadan kurtulur. Bir gün de çok fazla kar yağdığı için evine gidemez ve mecburen Melike Hanım’ın evinde kalır. Evde Nuri’nin olduğunu düşündükçe tedirgin olur fakat başka yapacak bir şey yoktur. Sabah kalktığında belden aşağısını çırılçıplak bulan Nur, kendisine Nuri’nin tecavüz ettiğini düşünerek Berna’yla beraber doktora gider fakat hiçbir tecavüz bulgusuna rastlanmaz. Bir gün çöp bırakmak için çıktığı apartmanların arasındaki çöplükte, daha önce attığı göz yaşartıcı spreyi bulmaya çalışırken Kara’nın orada olduğunu görür. Nur köpeği yine o korkunç hırıltısıyla karşısında görünce karların altında kalmış olan bir kuyuya düşer. Kuyu, dükkanın bulunduğu apartmanın kömürlüğüne bağlanan kurum dolu bir yerdir. Nur kuyudan yukarı tırmanıp, spreye uzanmayı başarır ve Kara’yı spreyle öldürür. Sonradan Tibet’ten köpeğin ölümü üzerine Nuri’nin çok üzüldüğünü duyar. Nuri’nin Melike Hanım’ın oturduğu apartmanın üst katındaki köhne yerde yaşadığını öğrenirler ve onu bulurlar. Nuri’ye, Nur’un onlarda kaldıkları gece ne olduğunu sormaya karar verirler; Nuri ilk başta konuşmaz, çünkü konuşursa kötü şeyler olacağına inanır. Sonra da Nur’a hiçbir şey yapmadığını söyler. Nur ve Tibet de bu olayın altında başka şeyler olduğunu düşünerek, Nuri’nin dedesine giderler. Nuri’nin dedesi Vedat Bey, karısının ve kendisinin hiç istememesine rağmen Fuat’ın Melike Hanımla evlendiğini söyler. Oğlu, Vedat Bey’e bir mektup bırakmıştır. Bu mektupta Fuat Bey babasının ve annesinin haklı olduğunu, Melike Hanım’ın kendisini aşırı sıktığını, onu kandırıp çocuk yaptığını, Nuri’yi, Fuat Bey’den kıskandığını yazar. Mektupta yazılanlara göre, Melike Hanım Nuri’yi doktora götürürken bile Fuat Bey’i yanında istemez. Fuat Bey eve geç geliyor diye Melike Hanım aldatıldığını düşünüp, onu hasta bir çocukla bir başına bıraktığını söyler. Fuat Bey birkaç kez Melike Hanım’ı çocuğu azarlarken görmüş ve hatta bir gün sabaha karşı Melike Hanım’ı nefes almak için çırpınan Nuri’yi göğsünden yatağa bastırıp başına torba geçirip havasız bırakırken bulmuştur. Dahası Melike Hanım’ın, Nuri’yi yediklerini kusmaya zorladığını fark eder. Fuat Bey, bütün bu hastalık hikayesinin Melike Hanım’ın saplantıları olduğunu ve kendisinin ilgisini çekmek için çocuğu hasta ettiğini farkedince en iyi çözümün ölmek olduğunu düşünür ve ölümü seçtiğini babasına yazdığı mektupta belirtir. Bütün bu olup bitenleri öğrenen Nur, apartmanın üst katında Melike Hanım’a ait olan kapısız köhne bir yerde yaşayan Nuri’yi bulmaya gider fakat Melike Hanım’a yakalanır. Melike Hanım Nur’u bayıltır ve Nuri’yle beraber Nur’u evde bırakarak evi ateşe verir; fakat Nur ve Nuri kurtulmayı başarır.

Annenin Kişilik Bozukluğu:

Romanda Nuri’nin etrafında oluşturulan korku hissinin asıl kaynağı olan Melike Hanım’ın annesini ve babasını erken yaşta kaybetmiş olması, kendisinin geçmişiyle ilgili romanda verilen tek bilgidir. Melike Hanım temel sağlık bilgilerine sahiptir ve bu konuda deneyimi vardır. Bu roman karakteri sürekli tedirgin görünen, etraftaki insanları da tedirgin eden bir yapıyla karşımıza çıkar fakat romanın sonunda bu tedirginliği kurduğu oyunu devam ettirmek için sergilediğini farkederiz. Nuri, normal bir çocuk olarak dünyaya gelmiştir fakat kocası Fuat Bey’in ilgisini kazanmak isteyen Melike Hanım, gereksiz takıntılarıyla çocuğunu hasta etmiştir. Nuri’nin başına torba geçirip Nuri’yi havasız bırakmış; Nuri’nin yediği yemekleri kusmaya zorlamıştır. Dolayısıyla çocuk, zamanla nefes alıp vermekte güçlük çekecek ve hiçbir şey yiyememeyecek, yese de kusması için zorlanacaktır. Tüm bu sebeplerden dolayı Nuri; zayıf, solgun, hasta bir çocuk olur. Ayrıca Melike Hanım oğluna konuşmaması konusunda baskı yapar ve eğer konuşursa kötü şeyler olacağını, başlarına bir uğursuzluk geleceğini söyler. Bütün uğursuz olaylar, kötü hadiseler Nuri’nin orada olmasına ya da başına kötü bir şey gelen kişiyle konuşmasına bağlanır. Melike Hanım, bu sırrın açığa çıkacağı korkusuyla Nuri’yi Fuat Bey’le doktora götürmeyi reddetmiş, bu yüzden Fuat Bey de olanların farkına geç varmıştır. Diğer bir taraftan Melike Hanım, kocasına bir türlü güvenmemekte, ne zaman kocası bir yere gitse rahatsız olmakta onu aldatacağını düşünmekte ve günün birinde onu terk edeceğine inanmaktadır. Bütün bunları Fuat Bey’e çok fedakâr bir anne olduğunu göstermek ve onun ilgisini kazanmak için yapmıştır. Çünkü Fuat Bey’in hasta bir çocukla onu asla terkedemeyeceğini düşünmüştür. Aslında Fuat Bey’in onu terketme gibi bir düşüncesi de yoktur. Bu yine Melike Hanım’ın aldatıldığı düşüncesiyle kafasında kurduğu bir senaryodur.

Melike Hanım’daki kişilik bozukluğu açıklamaya çalışırsak, ilk önce Melike Hanım’ın tipik davranışlarına bakmamız gerekir. Nur‘la tanıştıkları gün Nur onu arkasından izlemiş ve şöyle yorumlamıştır:

Melike Hanım apartmanın yan tarafına doğru hızlı hızlı yürüdü, sağa sapıp benim görüşümün dışına çıkana kadar da iki üç adımda bir arkasında biri olup olmadığını kontrol etti. Bu tuhaf kadıncağız yalnız başına yaşaya yaşaya kafayı üşütmüş anlaşılan. (13)

Melike Hanım, şüpheci ve mesafeli tutumuna karşın insanlarla ilişki içindedir. Bu yüzden Melike Hanım’ın şizoid kişilik çerçevesinde ele alınması yanlış olur. Çünkü Saffet Murat Tura, Günümüzde Psikoterapi adlı kitabında, şizoid kişiliklerin en önemli özelliğinin kişilerarası ilişkiler karşısında ilgisiz olduklarını ve şizoidlerin yalnız kalmak istediklerini belirtir (137). Melike Hanım ise mahalleye yeni gelen Nur’la belli bir samimiyet içindedir ve genel olarak kendisini toplumdan soyutlamamıştır. Melike Hanım’ın kişilik bozukluğu daha çok “sınır durum” içerisinde açıklanabilir. Tura’nın, sınır kişilik bozukluğu olan hastaların, şizoid hastalardan farklı olarak yalnızlıktan kaçındıklarını belirtmesi, Melike Hanım’ın davranış bozukluklarını açıklamak bakımından önemli olabilir. Buna göre toplumsal rol yetersizlikleri ve kişilerarası ilişkilerde şüphecilik hem şizoid hem de sınır vakaların ortak özellikleridir (137). Ayrıca Tura, sınır kişilik bozukluğu olan hastaların, istedikleri nesneyi kaybettiklerinde nesnenin dikkatini ve ilgisini çekmeye, koruyucu yardımı kazanmaya, onu kendisine uyumlu hale getirmeye çalışacağını belirtir (145). Tıpkı Melike Hanım’ın Fuat Bey’i kaybedeceğini düşündüğü zaman dikkat çekmek için çocuğunu kullanarak fedakar bir anne tipi çizmeye çalışması gibi. Melike Hanım’ın hastalığı, “çocuk istismarı” ile de açıklanabilir, hastalığın tıbbi adı ise “Munchausen by proxy sendromu”dur:

(MBPS) [...] özel bir çocuk istismarı formudur. Munchausen’s by proxy sendromu, ilk kez 1977′de Meadow tarafından tanımlanmıştır. Aile ya da koruyucu, çocukta bir hastalık varmış gibi yapmakta ya da hastalık yaratmakta ve “hasta” çocuğu doktora götürmektedir. Sonuçta, tıbbi öykü, laboratuvar testleri ya da hastalığın gerçek nedeni değişmekte ya da tıbbi tedavi nedeniyle yaralar oluşmaktadır. Bazı olgularda ise anne doğrudan zararlı eyleme neden olabilmektedir. Bildirilen kurbanların yaşları birkaç hafta ile 11 yaş arasında değişmektedir. Bir çalışmada ortalama tanı yaşının 3,25 olduğu, olası ölüm oranının %9-10 arasında değiştiği bildirilmiştir. Fail olguların çok büyük kısmı da annedir. Anne sıklıkla zeki ya da sağlıkla ilgili bilgisi bulunan, sevimli, işbirlikçi, iyi, tıbbi bakımdan dolayı minnettar ve hastane çevresini süsleyen biri olarak tanımlanır. Altta yatan fizyopatolojik yapıyı anlamak güçtür. Narsistik frajilite (kendini beğenen, kırılgan) ve borderline (sınırda) kişilik çok sıktır, ama bu kişilerde pasif-bağımlı histerik kişilik ya da sadomazoist davranışlar ve depresyon da bulunabilir. (Hancı ve Eşiyok, http://www.ttb.org.tr/STED/sted0600/8.html.)

Bu sendromun Melike Hanım’ın hastalığını tanımladığı görülebilir, Melike Hanım sınır durum içerisinde değerlendirilen (MBPS) geçirmektedir. Diğer taraftan Melike Hanım’ın saplantılı düşüncelerinin örneğini eşi Fuat Bey’in babasına yazdığı mektupta görürüz. Fuat Bey şöyle der:

Karım bir saniye yanından ayrılsam deliye dönüyor, hatta bazı günler benden uzak kalmamak için işe gitmeme bile engel olmaya çalışıyordu. Bana asla güvenmiyordu, günün birinde onu terkedeceğime, kaçıp gideceğime inanıyordu… Bir metresim olduğundan emindi ve onu bu saplantılı fikrinden asla vazgeçiremedim. (243-244)

Buradan da Melike Hanım’ın yalnızlığa ve terk edilme düşüncesine karşı aşırı duyarlı olduğunu ve saplantılı fikirler ürettiğini görürüz.

Annenin Rahatsızlığının Çocuğa Etkileri ve Anne-Çocuk İlişkisi:

Nuri, hasta olduğu gerekçesiyle okula da gönderilmez; dolayısıyla sosyal hayattan da uzak kalır. İnsanlarla konuşması zaten annesi tarafından yasaklanmıştır. Ne zaman biriyle konuşması gerekse ya da biri konuşmak için ona soru sorsa aklına annesinin öğüdü gelir: “Ağzım dilim mühürlü…” (185) Bu sessizlikle içine kapanan Nuri’nin tek arkadaşı, köpeği Kara olur. Nuri geceleri sokakta kimse yokken köpeğiyle gezer, hiç kimseye zarar vermez ama köpeğin korkunç görüntüsü ve söylentiler insanların korkmasına neden olur.

Nuri’nin içe kapanık, sessiz, yalnız bir çocuk olmasının nedeni ancak bebekliğinde yaşadığı ruhsal ve bedensel baskılar ile açıklanabilir. Melanie Klein, yetişkin kişiliğin karmaşıklığının bebeğin zihninin anlaşılmasıyla açıklanacağını belirtir. Klein’e göre, bebeğin anneyle olan ilişkisinde yeterli bakım görüp görmediği; annenin çocuğa bakmaktan hoşlanıp hoşlanmadığı çocuğun ilerideki yaşamını büyük ölçüde etkiler (20-21). Anna Freud’un Çocuklukta Normallik ve Patoloji adlı kitabında ise, annenin çocuk için ilk yasa koyucu olduğu belirtilir:

Çocuğun arzularını anne doyurur ya da yadsır ve bu rolü yüzünden yalnızca onun ilk sevgi nesnesi değil aynı zamanda ilk yasa koyucusu da olur… Yaşamını sürdürebilmesi açısından annesine bağımlı olan bebek önüne konulmuş olan kurallar, yönetmelikler ve programlara bir çıkış yolu olmaksızın tabidir. (132-133)

Nuri de annesi tarafında konulan bütün kurallar karşısında uygulayıcı konumda olur. Çünkü onun bütün ihtiyaçlarını karşılayan annesidir ve ona muhtaçtır. Nuri’nin önündeki en büyük örnek annesi Melike Hanım’dır. Bu yüzden Melike Hanım’a bağımlıdır. Melike Hanım, Nuri’nin susmasını sağlayarak onun sosyalleşmesini de engellemiş olur. Anna Freud, konuşmanın kazanılması ile çocuğun toplumun bir üyesi haline geleceğinden; akıl ve mantığın da konuşmaya bağlı olduğundan bahseder (135). Nuri de konuşamadığı için aklını ve mantığını geliştiremez ve yürütemez. Böylece Melike Hanım’ın yaptıklarını açıklayamaz. Nuri’nin küçükken yaşadığı baskı, şok ve korkular çocuğun bütün hayatını etkiler ve böylece zayıf bir bene sahip olur.

Sonuç olarak, sınır kişilik bozukluğu aşamasında, Munchausen Sendromu içerisinde tanımlanan bir annenin hastalığı yalnız kendisini değil ailesini de büyük ölçüde etkilemiştir. Melike Hanım, Nuri’ye duygusal istismar uygulayarak, çocuğun, iç görüsünü ve psikolojik bütünlüğünü bozmuştur. Nuri, Melike Hanım’a karşı itaatkâr ve bağlı olan, onun tüm isteklerine cevap verecek olan tek kişidir. Onu ele vermeyecek kadar ona muhtaçtır. İşte bu anne-çocuk ilişkisi aile üzerinde bu derece etkili olmuştur Böylelikle korku türü içerisinde tanımlanan romanda oluşturulan korku öğeleri, belirtilen patalojik hastalıkların roman karakterlerine yansımasından ibaret kalmaktadır. Romanda yaratılan gerilimin kaynağı elbette sadece Melike Hanım’ın davranışları ve hastalığı ile açıklanamaz. Bunun dışında toplumun hastalıklı görünen kişilere takındığı tavır da önemlidir. Bu noktada toplumun, romanda mahallelinin, hastalıklı Nuri’den uzak durup çekinmeleri, kendi “güvenlik” duygularını ötekileştirdikleri “hasta”yı yok sayarak sağlamaya çalışmaları da, romandaki korku atmosferini oluşturma konusunda etkendir.

Kaynaklar:

Freud, Anna. Çocuklukta Normallik ve Patoloji. Çev. Ali Nahit Babaoğlu. İstanbul: Metis Yayınları, 2000.

Hancı, Hamit ve Burcu Eşiyok. 10.04.2008. “Munchausen By Proxy Sendromu: Vekaleten Hastalık. http://www.ttb.org.tr/STED/sted0600/8.html.”

Hükümenoğlu, Hikmet. Kar Kuyusu. İstanbul: Everest Yayınları, 2005.

Klein, Melanie. Haset ve Şükran. Çev. Orhan Koçak ve Yavuz Erten. İstanbul: Metis Yayınları, 1998.

Tura, Saffet Murat. Günümüzde Psikoterapi. İstanbul: Metis Yayınları, 2005.

Leave a Comment