47 Numaralı Kamara

22/02/2009

Roman – Everest Yayınları, 2010

Yakın zamana dek entelektüel aşırılığı ile bilinen, yakın zamandan beri ise artık çok satmaya başlamış bir yazar olan Hikmet Bey, asistanı ve eşi ile çıkmış olduğu bu deniz yolculuğunun tadını çıkartmaktadır. Herkes ağzının içine bakarak onu dinlemekte, veciz cümlelerinden ilham almaya çalışmakta, ünlü bir yazarın yakınında bulunmanın büyüsü içinde tüm entelektüel özlemlerini dindirmektedir.

Ancak bir kişi, her şeyin gerisindeki, mutlu evliliğin, çok beğenilen kitapların ardındaki o zavallı, küçük sırrı bilen bir tek kişi, sıkıntıdan bu deniz yolculuğunda. Akşam yemekleri bitmek bilmez, yol uzadıkça uzar… Sır ise çatallandıkça çatallanır.

Romanlarında gerilimi en iyi biçimde kullanan genç kuşak yazarlarımızdan Hikmet Hükümenoğlu’nun Kar Kuyusu ve Küçük Kadınlar Kitabı’ndan sonra, yeni romanı 47 Numaralı Kamara bir kez daha okurları nefes nefese bir serüvene sürüklüyor.

“Suya atılan cansız beden kime aitti, merak ediyoruz. Sabahın e en soğuk saatinde, güneşin doğmasına birkaç dakika kala, güvertede kim vardı, merak ediyoruz. Hepimizin ortak noktası bu merak işte. Merak etmezsek bir satır bile okumayız. Merak etmezsek sayfayı çevirmeye üşeniriz, uykumuz gelir, gözlerimiz kapanır, elimiz başucu lambasını söndürmek üzere uzanır. Cinayeti kimin işlediğini merak etmeyeceksek roman okumanın ne anlamı kalır?..”  (Arka kapaktan)

47 Numaralı Kamara from Hikmet Hukumenoglu on Vimeo.

Basında “47 Numaralı Kamara” hakkında

47 Numaralı Kamara Hikmet Hükümenoğlu’nun üçüncü romanı. Yazar her romanında değişik konuları iyi bir kurgu, akıcı bir anlatımla işliyor. Her yeni romanında da yazarlığını geliştirdiğini kanıtlıyor. 47 Numaralı Kamara’daki kahramanı Hikmet gibi çok satan bir yazar olmasa da Hikmet Hükümenoğlu’nun daha çok ilgiyi ve okuru hak ettiğini düşünüyorum. (Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 18/02/2010)

* * *

(…) Başta yer alan kendi etrafında dönerek denizin derinliğinde kaybolan cesedin tam tersine, kendi ekseni etrafında dönerek yükselen martı ile sona eriyor roman. Böylece bir başka şekilde yine romanın başı ile sonu bağlanmış oluyor. Dışarıdan bakmak ve kurgunun dışına çıkmak, üst kurguyu anlamak için önemli bir unsur; sanki yazar okuru adım adım kurgunun dışına taşıyor. Sonunda dış öykünün dışında bir noktada, koca geminin bir oyuncak boyutunda kaldığı, bir martının bakışında bitiriyor olması, roman boyunca simgelerin ne denli akıllıca kullanıldığını da görmemizi sağlıyor.

(…) Bunlar, romanın felsefesini yapan, kurgunun işleyişini gösteren eserler. Üst kurgu, mimarideki betonun dokusunun saklamayan, taşıyıcıların çıplaklığıyla göründüğü yapılara benzetilebilir. Bir dönemin mimarları bu tür yapıların daha içten olduğunu düşünerek yaratıyorlardı bu binaları; benzer şekilde üst kurgu kullanan metinler de okurla daha içten bir temas kurma çabası olarak görülebilir. Yüzlerce yıldır süslemeler altında saklanması uygun görülmüş iskeletin sonunda ortaya çıkması gibi roman da kendi iskeletini ortaya koyan bu yapıtlarla yeni bir nefes buluyor. Hükümenoğlu’nun önceki romanları edebiyat çevrelerinde ses getirmişti, bu romanı da eminim ilgiyle karşılanacaktır. (Asuman Kafaoğlu-Büke, Radikal Kitap, 12/03/2010)

* * *

Gerilim, romanda yaratılırken sadece birinin öldürülmesi yahut “acaba öldürülecek mi?” şüphesiyle mi yapılmalıdır?

Kesinlikle hayır. Hiç öyle şeylere baş vurmadan da gerilim yaratabiliriz. Belki de “psikolojik gerilim” denilen tür, fiziksel şiddet içermediği için o ismi kazanmıştır. Öte yandan gerilimin fiziksel ya da psikolojik herhangi bir tür şiddet içermesi de şart değil. Örneğin birbirlerine deliler gibi aşık bir çiftin mutluluğa kavuşup kavuşmayacakları tek başına bir gerilim unsuru olabilir. Ya da bu romandaki gibi üçlü bir ilişki yumağı zaten fazlasıyla gerilim içerir. Üstüne bir de insanların birbirini öldürmesine hiç lüzum yok bence. Zaten romanın ilk bölümündeki o uzun monolog, baştaki bütün o espriler aslında bu yüzden var. Hatta o bölümü arka kapağa da aldık. Hem ben hem de kitaptaki yazar Hikmet Bey, cinayet romanı okumak isteyenlere göstere göstere tuzak kuruyoruz. (Canan Hatiboğlu ile söyleşi, Vatan Kitap 24/02/2010)

{ 1 trackback }

Haberler ve Reklamlar
12/04/2010 at 00:42

{ 0 comments… add one now }

Leave a Comment

Previous post:

Next post: